Eski Türkçe'deki karlıgaç veya kargılaç kelimelerinden değişerek gelmiş.
Kuşlar
Kuşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kuşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Ocak 2015 Pazartesi
26 Nisan 2014 Cumartesi
Kartal
Kumru
Aşıklara “çifte kumrular” denmesinin sebebi ise, kumruların
hep çift olarak vakit geçirmeleri ve tek eşli olmaları.
Kumru sandviçe bu ismin verilmesinin sebebi ise, bu sandviçin vatanı olan İzmir'de simit hamurundan yapılan ekmeğin kumruya benzemesinden kaynaklı.
Kuşlar
Akbaba
Akbabalar, ölmüş hayvanların cesetlerini yedikleri için,
ölüme yakın olan insanların da etrafında dolandıkları düşünülür ve bir çok kişiye ölümü
çağrıştırır.
Leşçil Akbabalar eski Mısırlılar tarafından mukaddes
sayılırmış. Bugün de Hindistan’da Zerdüştler, Akbabayı “göklerin kutsal kuşu”
olarak kabul eder. Ölülerinin vücudunu günahlara bulaşmış kabul ettiklerinden,
Akbabaların yemesi için yüksek dağ doruklarına bırakırlar.
Baykuş
Eski
Türkçe’de de baykuş. İlk kullanımı olan Mavıkkuş
kelimesinden geldiği, Mavık kelimesinin se kuşun çıkardığı sesten yansıdığı düşünüşüyor.
İngilizce’deki karşılığı olan “Owl” ve Almanca’daki karşılığı olan “Uhu” kelimeleri bu hayvanın çıkardığı sesin yansımasıyla oluşmuş. Bir çok dilde de bu yansıma görülmekte.
Kuşlar
İngilizce’deki karşılığı olan “Owl” ve Almanca’daki karşılığı olan “Uhu” kelimeleri bu hayvanın çıkardığı sesin yansımasıyla oluşmuş. Bir çok dilde de bu yansıma görülmekte.
Baykuş ve özellikle ötüşü bir çok kültürde uğursuz kabul
edilir. Aslında baykuşun ötüşünün bu şekilde değerlendirilmesi onun olağanüstü
fiziksel yeteneklerinden dolayıdır. Tarihte çoğu zaman şeytanın ve ölümün
habercisi olarak görülmüştür.
Tarihte baykuşu uğurlu ve kötü ruhlara karşı bir korunma sembolü olarak gören kültürler de olmuştur ama nedense günümüze bu mükemmel kuş hakkındaki olumsuz inanışlar daha fazla ulaşmıştır. Günümüzde bile hala baykuşun üç kez arka arkaya ötüşünün, bir evin çatısına konmasının veya çevresinde üç kez dolanarak uçmasının o evdekilere uğursuzluk, hatta ölüm getireceğine inananlar vardır.
Baykuşun insanları olumsuz yönde etkileyen üç özelliği vardır: Geceleri dolaşması, son derece sessiz uçması ve insan çığlığını andıran ötüşü, insanlar her zaman geceden ve karanlıktan korkmuşlardır. Diğer birçok canlı türüne göre insanların gece görüş yetenekleri sınırlıdır. Gece yaşayan canlılar ve duydukları sesler onlardaki bilinmeyene karşı olan korkuyu daha da arttırır. Baykuşların kanatlarındaki telekler kadife gibi yumuşacık tüylerle kaplı olduğundan uçarken kartal, atmaca gibi sesler çıkartmazlar. Canlılar ancak çok yakınlarına geldiğinde onun farkına varırlar. Bu da her an, her yerde ortaya çıkabilecekmiş duygusuyla insanlarda huzursuzluk yaratır.
Baykuşlarla ilgili uğursuzluk inanışlarında her zaman şeytan ve ölüm vardır. Babilliler gecenin sessizliğinde çığlık atar gibi öten baykuşun sesinin, çocuğunu doğururken ölen bir annenin çığlıklarını yansıttığına inanıyorlardı. Eski Mısırlılar'da da baykuş ölüm kuşu olarak nitelendiriliyordu. Tarihi kalıntılardaki hiyeroglif kabartmalarda baykuş hep karanlığı, sessizliği ve ölümü temsil eden bir sembol olarak görülür.
Eski Yunanlılar'da ise tam tersine baykuş gecelerin, savaşın, akıllılığın ve sanatın Tanrısı Athena'nın sembolü olarak kabul edildi. Yunanlılar baykuşların onları koruduklarına, gece görüş özelliklerinin Tanrılar tarafından verilmiş olduğuna inanıyorlardı. Bu nedenle tapınaklarının her tarafında bol miktarda baykuş yaşıyordu. İnanışlarına göre savaşa hazırlanan bir ordunun üstünden uçan baykuş gelecek zaferin habercisiydi.
Yunanlılar baykuşun bilge bakışlarından o kadar etkilendiler ki MÖ altıncı yüzyılın sonundan birinci yüzyıla kadar Atina'da bastırılan paraların arka yüzünde baykuş amblemi yer aldı.
Yüzyıllar sonra Avrupa, Asya ve Afrika'nın birçok bölgelerine yayılmış olan Romalılar baykuş hakkında Babilliler ve Mısırlılar zamanında kalan görüşleri benimsediler ve kuşu bir uğursuzluk sembolü olarak kabul ettiler. Hatta daha da ileri giderek uğursuzluğu savuşturmak için yakaladıkları baykuşları yakmaya, küllerini nehirlere savurmaya başladılar.
Romalılara göre baykuş ölüler diyarından geliyordu ve yakın bir ölümün habercisiydi. Sezar öldürülmeden az önce de baykuşların haykırışları duyulmuştu. Romalılar Avrupa'nın orta kesimlerine yayıldıkça kendi düşünce ve kültürlerini de beraberlerinde taşıdılar. Aslında taşıdıkları daha önce etkilenip benimsedikleri Babil ve Mısır kültürlerinin kalıntılarıydı.
Tarihte baykuşu uğurlu ve kötü ruhlara karşı bir korunma sembolü olarak gören kültürler de olmuştur ama nedense günümüze bu mükemmel kuş hakkındaki olumsuz inanışlar daha fazla ulaşmıştır. Günümüzde bile hala baykuşun üç kez arka arkaya ötüşünün, bir evin çatısına konmasının veya çevresinde üç kez dolanarak uçmasının o evdekilere uğursuzluk, hatta ölüm getireceğine inananlar vardır.
Baykuşun insanları olumsuz yönde etkileyen üç özelliği vardır: Geceleri dolaşması, son derece sessiz uçması ve insan çığlığını andıran ötüşü, insanlar her zaman geceden ve karanlıktan korkmuşlardır. Diğer birçok canlı türüne göre insanların gece görüş yetenekleri sınırlıdır. Gece yaşayan canlılar ve duydukları sesler onlardaki bilinmeyene karşı olan korkuyu daha da arttırır. Baykuşların kanatlarındaki telekler kadife gibi yumuşacık tüylerle kaplı olduğundan uçarken kartal, atmaca gibi sesler çıkartmazlar. Canlılar ancak çok yakınlarına geldiğinde onun farkına varırlar. Bu da her an, her yerde ortaya çıkabilecekmiş duygusuyla insanlarda huzursuzluk yaratır.
Baykuşlarla ilgili uğursuzluk inanışlarında her zaman şeytan ve ölüm vardır. Babilliler gecenin sessizliğinde çığlık atar gibi öten baykuşun sesinin, çocuğunu doğururken ölen bir annenin çığlıklarını yansıttığına inanıyorlardı. Eski Mısırlılar'da da baykuş ölüm kuşu olarak nitelendiriliyordu. Tarihi kalıntılardaki hiyeroglif kabartmalarda baykuş hep karanlığı, sessizliği ve ölümü temsil eden bir sembol olarak görülür.
Eski Yunanlılar'da ise tam tersine baykuş gecelerin, savaşın, akıllılığın ve sanatın Tanrısı Athena'nın sembolü olarak kabul edildi. Yunanlılar baykuşların onları koruduklarına, gece görüş özelliklerinin Tanrılar tarafından verilmiş olduğuna inanıyorlardı. Bu nedenle tapınaklarının her tarafında bol miktarda baykuş yaşıyordu. İnanışlarına göre savaşa hazırlanan bir ordunun üstünden uçan baykuş gelecek zaferin habercisiydi.
Yunanlılar baykuşun bilge bakışlarından o kadar etkilendiler ki MÖ altıncı yüzyılın sonundan birinci yüzyıla kadar Atina'da bastırılan paraların arka yüzünde baykuş amblemi yer aldı.
Yüzyıllar sonra Avrupa, Asya ve Afrika'nın birçok bölgelerine yayılmış olan Romalılar baykuş hakkında Babilliler ve Mısırlılar zamanında kalan görüşleri benimsediler ve kuşu bir uğursuzluk sembolü olarak kabul ettiler. Hatta daha da ileri giderek uğursuzluğu savuşturmak için yakaladıkları baykuşları yakmaya, küllerini nehirlere savurmaya başladılar.
Romalılara göre baykuş ölüler diyarından geliyordu ve yakın bir ölümün habercisiydi. Sezar öldürülmeden az önce de baykuşların haykırışları duyulmuştu. Romalılar Avrupa'nın orta kesimlerine yayıldıkça kendi düşünce ve kültürlerini de beraberlerinde taşıdılar. Aslında taşıdıkları daha önce etkilenip benimsedikleri Babil ve Mısır kültürlerinin kalıntılarıydı.
Baykuş’un
peygamberlerden Hz. Süleyman ile de bir hikayesi var:
“ Süleyman
aleyhisselam bütün hayvanlarla konuşurdu. Bu onun mucizelerinden biriydi.
Gökte tahtı ile gezerdi. Bir gün baykuş Süleyman aleyhisselama selam verdi.
Süleyman aleyhisselam selamını alıp ona sordu ki:
- Niçin
buğday yemezsin?
- Adem
aleyhisselam onun yüzünden Cennetten çıktığı için.
- Niçin su
içmezsin?
- Nuh
aleyhisselamın kavmi suda boğulduğu için.
- Niçin hep
harabelerde bulunursun?
- Harabeler
Allahü tealanın mirasıdır.
- Niçin evlerde
ötersin?
- İnsanları ikaz
için. Önlerinde şiddetli tehlikeler varken nasıl gafletle uyurlar. Böylesine
yazıklar olsun!
- Gündüzleri
niçin çıkmazsın?
- İnsanlar bana
zarar verebilirler.
- Öterken ne
dersin?
- Tesbih okur
bir de "Ey gafiller, çıkacağınız uzun sefer için azık hazırlayın!"
derim.
- Ey baykuş,
insanlar seni uğursuz sayarlar. Halbuki senin kadar insana merhamet eden ve
nasihatte bulunan yokmuş.”
Geç yatıp geç
kalkma özelliğine de, Baykuşlar da aynı şekilde uyudukları için, Baykuş uykusu
deniyormuş.
Kuşlar
Pelikan
Kuşlar
Flamingo
Portekizce’de (muhtemelen renginden dolayı) “ateş kuşu”
anlamına gelen Flamengo kelimesi
Flamingo olarak İngilizce’ye ve oradan da Türkçe’ye geçmiş.
Tavus Kuşu
Arapça’da bu kuşa verilen tâwus kelimesinden gelmektedir. Bu
kelimenin Yunanca’daki karşılığı da Taos ve o da Arapça’dan gelmekte.
Tavus kuşu bir çok din ve kültürde kutsal bir değere sahip.
Tavuskuşu, Antik
Yunanistan'da tanrıça Hera'nın simgesidir.
Tanrıçaya hizmet eden çok gözlü dev Argos, Hermes tarafından
öldürülünce, tanrıça devin gözlerini tavuskuşunun kuyruğuna serper.
Yezidilik inancında Tanrı Azda tarafından
yaratılan, kendisine evreni ve insanları yaratma görevi verilen Melek-Tanrının
simgesidir. Yezidi
inancında Melek Tavus, insanları yarattıktan sonra kendi yarattığı
insanlar önünde eğilmemiş ancak bu Tanrı Azda tarafından
farklı yorumlanarak kibirli olduğu sanılmıştır.
Yezidilik'ten önceki ilahi dinlerde anlatılan,
şeytanın, yaratıcının buyruğuna rağmen insan karşısında eğilmeyip saygı
göstermemesi, onun aslında ne kadar asil olduğunun, yaratıcı tarafından
sınanmış ispatıdır. İşte bu sınavı başarı ile verip tüm insanlığın ve dünya
işlerinin başına geçme hakkını kazanmıştır.
Ancak burada Şeytan'ın sahip olduğu özellikler
diğer dinlerden farklıdır. Yezidilik'te tanrı, dünyanın sadece yaratıcısıdır
ancak sürdürücüsü değildir. Tanrısal iradenin vücut bulması için Melek Tavus
bir nevi aracılık rolü üslenmiştir. "Melek Tavus" olarak adlandırılır
ve bir tavus kuşu ile simgelenir. Tanrı özünde iyilikle dolu olduğundan tanrıya
ibadet ederek onun gönlünü kazanmak gerekmez. İbadetin, içi kötülüklerle dolu
olana, Tavus'a yapılması ile kötülüğün en büyük kaynağından korunulur. Bu
anlamda diğer şeytan olarak adlandırılan tinsel güç yezidilik inancında
Azda'nın devamlılığı ve işlevsel yönüdür. Zıtlıkların kaynağı ve aynı zamanda
zıtlıkların ortadan kalktığı isim aslında Melek Tavus'tur.
Ahiret inancı gibi sonradan hesap verilecek bir
yerin varlığı söz konusu değildir. Yeniden doğuşa, şekil değiştirmeye inanılır.
İnsanın inanışına ve yaşayışına göre dünya, cennete de cehenneme de
dönüşebilir. Cehennem insanın içinde kontrol edilmesi gereken ateştir. Melek Tavus bütün
bu işlerin denetleyicisi ve tanrının bu dünyadaki gölgesidir.
Yezidiler Melek Tavus'a ibadet ederler. Yezidi
inancından kötü bir melek değil, yanlış anlaşılmış ve sonradan affedilmiş iyi
bir melektir.
İslam inancında tavus kuşu, bolluk, mutluluk, refah gibi iyi kavramlarla
özdeşleşmiştir.Turna
Turna adının Japonca’dan türediği tahmin ediliyor.
Japonca’da turu, turna anlamına
geliyor. Bu kelimenin tu (dizi,
takip) ve ryudo’dan gelen ru (akmak)
kelimelerinin birleşiminden türediği düşünülüyor. Ses benzeşmesi nedeniyle
turna adı Azerice durma, Türkmence durna, Kazakça tırna ve Kırgızca, Özbekçe ve
Uygur Türkçesi’nde de turna olarak kullanılıyor.
Anadolu’da yaygın bir inanışa göre turnalar uğur, bereket,
mutluluk ve refahın simgesi olan kutsal hayvanlar sayıldığı gibi, saflığın,
temizliğin,dürüstlüğün, vefanın, sadakatın, sabrın, sevginin, onurun,
özgürlüğün de simgesidirler. Bu nedenle insanlar genelde onlara ilişmez,
yuvalarını bozmaz ve de kanını dökmez. Anadolu’da turna avlandığı taktirde
avcısına felaketler getireceğinin inancı yaygındır ya da turnaların konduğu
tarlaya bereket getirdiğine inanılır.
Turnalar güzellikleriyle binlerce yıldır baş tacı edilmiş. Mısır mezarlarında, Rus şarkılarında, Amerikan yerlilerinin totemlerinde, Avustralya yerli danslarında, Yunan ve Roma mitlerinden tutunda hemen hemen her kültürde karşımıza çıkıyor.
Turnalar güzellikleriyle binlerce yıldır baş tacı edilmiş. Mısır mezarlarında, Rus şarkılarında, Amerikan yerlilerinin totemlerinde, Avustralya yerli danslarında, Yunan ve Roma mitlerinden tutunda hemen hemen her kültürde karşımıza çıkıyor.
Geniş bir coğrafyada ve farklı kültürlerde yer edinmiş olan turna,
Anadolu’da manilerde, türkülerde, giyim kuşam,
halı, kilim ve oya motifilerinde kullanmıştır.
Uğur getirmesi için gelinlerin başına turna teli (tüyü)
takılır. Aynı zamanda genç kızların güzelliğini anlatmak için bir simge olarak
da kullanılıyor. Onların simgesel görüntüleri içerisinde, birçok imgesel
anlam da ortaya çıkmaktadır. Bu imgelerin her birinin ayrı ayrı çözümlenmesi
ile turnaların Anadolu kültürü içerisindeki somut değerleri daha da anlaşılmış
olur.
Bazı söylencelere göre, turnalar tek eşlidir ve bazen yüz yıla kadar yaşadıkları söylenen turnalar eğer eşleri ölürse bir daha asla eşleşmezler. Turnalar, sevgide bağlılık, dostlukta sebat ve sadâkat anlamını târif edebileceğimiz vefanın en güzel örneklerini teşkil ve temsil ederler. Bir diğer bilgiye göre de turnalar, yaşlanan anne ve babalarının da geçimlerini temin ederler. Turnalar, çiftler halinde yaşarlar ve tek eşli bir hayat sürerler. Yuvalarını diğerlerinden ayırırlar. Eğer avcı turnaları vurur ve çiftlerden biri ölürse, geride kalan turna yaşamaya devam etmez ölümü seçer ve gidip kendini suya bırakır.
Turna, Alevilik ve Bektaşilik kültüründe de çok önemlidir. Alevîlikte turna ve güvercin kutsal sayılan iki kuştur. Bu kuş, Alevî-Bektaşi folklorunda da önemli bir rol oynar ve Hz. Ali yi temsil eder. Sesi Hz. Ali’ye benzetilir. Bazı efsanelerde de Ahmet Yesevi’nin turnaya dönüşebildiği anlatılır.
Cem ayinlerinin önemli bir unsuru olan semahlardaki hareketlerin her birinin ayrı ve özel bir anlamı bulunmaktadır. Turna Semahı ise, turnanın uçuşunu çağrıştırır. Hareketler; turnanın hareketlerine benzer; yavaş ve mağrurdur. Turnaların gökyüzündeki hareketlerini yansıtan figürlerle semah dönerler.
Bazı söylencelere göre, turnalar tek eşlidir ve bazen yüz yıla kadar yaşadıkları söylenen turnalar eğer eşleri ölürse bir daha asla eşleşmezler. Turnalar, sevgide bağlılık, dostlukta sebat ve sadâkat anlamını târif edebileceğimiz vefanın en güzel örneklerini teşkil ve temsil ederler. Bir diğer bilgiye göre de turnalar, yaşlanan anne ve babalarının da geçimlerini temin ederler. Turnalar, çiftler halinde yaşarlar ve tek eşli bir hayat sürerler. Yuvalarını diğerlerinden ayırırlar. Eğer avcı turnaları vurur ve çiftlerden biri ölürse, geride kalan turna yaşamaya devam etmez ölümü seçer ve gidip kendini suya bırakır.
Turna, Alevilik ve Bektaşilik kültüründe de çok önemlidir. Alevîlikte turna ve güvercin kutsal sayılan iki kuştur. Bu kuş, Alevî-Bektaşi folklorunda da önemli bir rol oynar ve Hz. Ali yi temsil eder. Sesi Hz. Ali’ye benzetilir. Bazı efsanelerde de Ahmet Yesevi’nin turnaya dönüşebildiği anlatılır.
Cem ayinlerinin önemli bir unsuru olan semahlardaki hareketlerin her birinin ayrı ve özel bir anlamı bulunmaktadır. Turna Semahı ise, turnanın uçuşunu çağrıştırır. Hareketler; turnanın hareketlerine benzer; yavaş ve mağrurdur. Turnaların gökyüzündeki hareketlerini yansıtan figürlerle semah dönerler.
Turna kuşunun, Alevi edebiyatında da özel bir yeri vardır. Turna ile Hz. Ali arasında bir ilişkinin olduğu varsayılır.
“Yemen ellerinden beri gelirken
Turnalar Ali’mi görmediniz mi?
Havanın yüzünde semah dönerken
Turnalar Ali’mi görmediniz mi?”
Turnalar Ali’mi görmediniz mi?
Havanın yüzünde semah dönerken
Turnalar Ali’mi görmediniz mi?”
Erzurum yöresine ait sıra barlarından dördüncü barın
adı da “Turna Barı”dır. Turna Barında biri kadın, diğeri erkek olmak üzere iki
oyuncu, bir çift turnayı temsil ederler. Oyunda ara sıra ötüşme taklitleri
yapılır. İki oyuncunun birbirleri etrafında dönmeleriyle oyuna başlanır. Erkek
oyuncu dişiyi aldatarak diz üstü yere çöktürür. Etrafında üç devir yaptıktan
sonra sırtına çıkıp oynar. Sonra da yine erkek tarafından kaldırılır ve oyun
biter. Turna barı, düğünlerde Erzurum kadınlarınca da oynana gelmiştir.
Turna sadece Anadolu kültüründe değil, Japon kültüründe de önemli bir simge olarak yer almaktadır.
Turna Kuşu, Orta Asya`dan Japonya`ya oradan da Kore`ye kadar geniş bir kuşakta ve yine Asya’nın pek çok bölgesinde turnalar mutluluğun, şansın, uzun yaşamın ve barışın simgesi olarak kutsal kabul edilmektedir.
12 yaşına kadar normal bir yaşam sürer. Doktorlar, hastalığına “atom bombası hastalığı” adı verilen kan kanseri teşhisini koyduklarında; uzun bir yaşamı, ümidi, iyi şansı ve mutluluğu temsil eden turnaların efsanesi yeniden yazılacaktır.
“Kağıttan Bin Turna Kuşu” efsanesine göre, hasta birisi eğer bin adet kâğıttan turnayı katlarsa, tanrılar bu kişinin dileğini yerine getirecek ve onu sağlığına kavuşturacaktır. 1945’te, Hiroşima’daki evlerinin yaklaşık 1 mil uzağına atom bombası atıldığında iki yaşında bir bebek olan ve kan kanserine yakalanan Sadako Sasaki,, hastalığını büyük bir cesaretle karşılayıp, kağıt turnaları katlama işine koyulur.
Sadako, turnalar için şöyle der: “Kanatlarınıza huzur yazacağım; böylece tüm dünyada uçabileceksiniz.” Ancak küçük Japon kızının bin adet turnayı katlamaya gücü yetmez.
Sadako, 25 Ekim 1955 günü 644 kâğıttan turnayı 645’inci turnaya tamamlayamadan hayata gözlerini yumar. Arkadaşları, eksik kalan 356 turnayı katlayıp onunla birlikte gömerler.
O günden bu yana turna kuşu, barışın ve nükleer silahsızlanmanın uluslararası sembolü olur. Sadako’yu tasvir eden bir anıt, Hiroşima’daki Barış Parkı’na dikilir.
Bugün, dünyada acı çeken çocukların ortak duygusunu yansıtan turnalar, “Bu bizim çığlığımız, bu bizim duamız: Dünyada barış” yazılı anıta gönderilmeye devam ediyor.
Her sene Ağustos ayının altısında kutlanan barış gününde, dünya çapında birçok çocuk tarafından yapılan turna kuşu origamileri Hiroshima’ya gönderilir.
Turna sadece Anadolu kültüründe değil, Japon kültüründe de önemli bir simge olarak yer almaktadır.
Turna Kuşu, Orta Asya`dan Japonya`ya oradan da Kore`ye kadar geniş bir kuşakta ve yine Asya’nın pek çok bölgesinde turnalar mutluluğun, şansın, uzun yaşamın ve barışın simgesi olarak kutsal kabul edilmektedir.
12 yaşına kadar normal bir yaşam sürer. Doktorlar, hastalığına “atom bombası hastalığı” adı verilen kan kanseri teşhisini koyduklarında; uzun bir yaşamı, ümidi, iyi şansı ve mutluluğu temsil eden turnaların efsanesi yeniden yazılacaktır.
“Kağıttan Bin Turna Kuşu” efsanesine göre, hasta birisi eğer bin adet kâğıttan turnayı katlarsa, tanrılar bu kişinin dileğini yerine getirecek ve onu sağlığına kavuşturacaktır. 1945’te, Hiroşima’daki evlerinin yaklaşık 1 mil uzağına atom bombası atıldığında iki yaşında bir bebek olan ve kan kanserine yakalanan Sadako Sasaki,, hastalığını büyük bir cesaretle karşılayıp, kağıt turnaları katlama işine koyulur.
Sadako, turnalar için şöyle der: “Kanatlarınıza huzur yazacağım; böylece tüm dünyada uçabileceksiniz.” Ancak küçük Japon kızının bin adet turnayı katlamaya gücü yetmez.
Sadako, 25 Ekim 1955 günü 644 kâğıttan turnayı 645’inci turnaya tamamlayamadan hayata gözlerini yumar. Arkadaşları, eksik kalan 356 turnayı katlayıp onunla birlikte gömerler.
O günden bu yana turna kuşu, barışın ve nükleer silahsızlanmanın uluslararası sembolü olur. Sadako’yu tasvir eden bir anıt, Hiroşima’daki Barış Parkı’na dikilir.
Bugün, dünyada acı çeken çocukların ortak duygusunu yansıtan turnalar, “Bu bizim çığlığımız, bu bizim duamız: Dünyada barış” yazılı anıta gönderilmeye devam ediyor.
Her sene Ağustos ayının altısında kutlanan barış gününde, dünya çapında birçok çocuk tarafından yapılan turna kuşu origamileri Hiroshima’ya gönderilir.
Kuşlar
Leylek
Arapça
aynı kuşa verilen “laklak” isminden geliyor. Bu kelime de bu kuşun çıkardığı
“lak lak” seslerinden yansıyarak oluşmuş.
Bebeği leyleklerin getirdiği hikayesinin kökeni İskandinavya'ya kadar uzanıyor.
Göçmen kuşlardan olan leylek, yaşam tarzı ile insanların daima ilgisini çekmiş. Kuşlara göre uzun sayılabilecek yetmiş yıllık ömürlerinde, her sene aynı yuvaya dönmeleri, insanlara yakın olarak evlerin bacalarında yuva yapmaları, tek eşli yaşamları, yavrularını yuvada uzun süre itinayla beslemeleri, genç yetişkin leyleklerin ailenin dermansız yaşlı bireyleri ile ilgilenmeleri, onlara yiyecek temin etmeleri ve korumaları insanlarda saygı uyandırmış.
Antik Roma devirlerinde insanlar, leyleklerin düşünceli, özverili yaşam tarzlarından o kadar etkilenmişlerdir ki küçüklerin yaşlı büyüklerini gözetmeleri konusunda çıkarılan yasalara 'leyleklerin yasası' adı verilmiş. Benzer şekilde eski Yunan'da da 'stork' (leylek) ismi 'storge' olarak 'tabiattaki güçlü sevecenlik' anlamında bir deyim olarak kullanılmışt.
Sonuç olarak, Anadolu'da güneyden, Arabistan yönünden geldiği için 'hacı leylek' diye nitelendirilen, doğum yapılan evin bacasında oturan bu saygın kuş, yeni doğan bebeğin nasıl geldiğinin çocuklara en şirin şekilde açıklanabilmesi için anneler tarafından aracı olarak seçilmiş.
Kuzey Avrupa'da yüzyıllar boyunca popüler olan bu hikayenin Avrupa'nın diğer yörelerine ve dünyaya yayılması on dokuzuncu yüzyılda Danimarkalı ünlü masal yazan Hans Christian Andersen'in yazdığı masallar sayesinde gerçekleşmiş.
Leyleklerin ses telleri yeterince gelişmemiştir. Eşlerini çekmek için gagalarını tıkırdatarak, kanatlarını açıp kaparlar. Yani 'leyleğin ömrü laklakla geçer' ifadesindeki “Laklak” denilen sesler aslında sevgi sözcükleri.
Kuşlar
Bebeği leyleklerin getirdiği hikayesinin kökeni İskandinavya'ya kadar uzanıyor.
Göçmen kuşlardan olan leylek, yaşam tarzı ile insanların daima ilgisini çekmiş. Kuşlara göre uzun sayılabilecek yetmiş yıllık ömürlerinde, her sene aynı yuvaya dönmeleri, insanlara yakın olarak evlerin bacalarında yuva yapmaları, tek eşli yaşamları, yavrularını yuvada uzun süre itinayla beslemeleri, genç yetişkin leyleklerin ailenin dermansız yaşlı bireyleri ile ilgilenmeleri, onlara yiyecek temin etmeleri ve korumaları insanlarda saygı uyandırmış.
Antik Roma devirlerinde insanlar, leyleklerin düşünceli, özverili yaşam tarzlarından o kadar etkilenmişlerdir ki küçüklerin yaşlı büyüklerini gözetmeleri konusunda çıkarılan yasalara 'leyleklerin yasası' adı verilmiş. Benzer şekilde eski Yunan'da da 'stork' (leylek) ismi 'storge' olarak 'tabiattaki güçlü sevecenlik' anlamında bir deyim olarak kullanılmışt.
Sonuç olarak, Anadolu'da güneyden, Arabistan yönünden geldiği için 'hacı leylek' diye nitelendirilen, doğum yapılan evin bacasında oturan bu saygın kuş, yeni doğan bebeğin nasıl geldiğinin çocuklara en şirin şekilde açıklanabilmesi için anneler tarafından aracı olarak seçilmiş.
Kuzey Avrupa'da yüzyıllar boyunca popüler olan bu hikayenin Avrupa'nın diğer yörelerine ve dünyaya yayılması on dokuzuncu yüzyılda Danimarkalı ünlü masal yazan Hans Christian Andersen'in yazdığı masallar sayesinde gerçekleşmiş.
Leyleklerin ses telleri yeterince gelişmemiştir. Eşlerini çekmek için gagalarını tıkırdatarak, kanatlarını açıp kaparlar. Yani 'leyleğin ömrü laklakla geçer' ifadesindeki “Laklak” denilen sesler aslında sevgi sözcükleri.
Uzak ülkelerden göç eden leylek sürülerini gören insanların o
sene çok gezecekleri düşünülür, leylekler gibi gezmek isteyen insanlar
ayaklarını havaya kaldırıp leylekleri izlerler.
24 Nisan 2014 Perşembe
Penguen
Kuşlar
Karga
Kuran'da El Maide suresinde Karga'ya yer verilmiş: "Allah kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini
ona göstermek üzere, yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Çünkü ilk defa bir ölüm
oluyor ve Kâbil gömmeyi düşünemiyordu. Yapacağı işi bir kargadan öğrenince)
"Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek konusunda, bu karga kadar olamadım
dedi de ettiğine yananlardan oldu" (el-Mâide 5/27-31).
Kuzeyli kültürlerde karga veya kuzgun öldürmenin büyük bir
laneti çağıracağına inanılır ve bu kuşlar asla öldürülmezmiş. Hz. Muhammed de
karga eti yiyenlerin cehenneme gideceklerini söylermiş.
Ayrıca kargaların çok zeki olduğu, alet kullanabildiği,
bilgilerini depolayıp diğer nesillere aktarabildiği, takım çalışması ve plan
yapabildiği bilinir. Kargaların çok uzun ömürlü olduğu da söylenir ancak şu ana
kadar kaydedilmiş en uzun yaşana karga 56 yaşında.
Kuzgun
Kuşlar
Saksağan
Kuşlar
Güvercin
Beyaz güvercin barışı sembolize eder. Büyük tufan sonrasında Nuh’a gagasında bir zeytin dalıyla geri dönen beyaz güvercinin hikayesinden kaynaklanmaktadır. Güvercin tufanın sona erdiğini ve insanlar için yeni bir başlangıcın mümkün olduğunu müjdelemiştir. Bu nedenle aynı zamanda “barış umudu” anlamına da gelmektedir.
Kuşlar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















