Yansıma Kelimeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yansıma Kelimeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2014 Perşembe

Dede - Nine

Dede: Eski Türkçe’de de yaşlı erkek kişilere verilen isim olarak dede kelimesine rastlanmış. Ancak evrensel olarak çocukların erkek kişilere hitaben söylediği ikileme de-de kelimesinin yansıması olduğu düşünülüyor.  (İngilizce’deki daddy gibi.)

Nine:  Eski Türkçe’de nene olarak kullanılan kelimenin evrensel bir şekilde çocukların kullandığı nen-ne ikilmesinin yansıması olduğu düşünülüyor. (İngilizce’deki nanny gibi)

Aile ve Akrabalar

Baba - Peder

Yine çocukların söylediği ba-ba ikileminin yansımasıyla oluştuğu düşünülüyor. 

Türkçe’deki ilk kullanımı “saygın erkek kişi” olarak kullanılmış. Bir çok dilde aynı anlamı benzer kelimeler karşılıyor; Farsça’da babu, Çince’de baba, Yunanca, Latince ve Fransızca’da papa gibi.


Peder sözcüğü de Farsça’da baba anlamına gelen Pidar kelimesinden geliyor. Baba ve dini liderler için kullanılan bu kelime, bir çok Hint-Avrupa dilinde de aynı kökten geliyor. Sanskrtiçe; Pitar, Yunanca ve Latince; Pater, İngilizce; Father, Almanca; Vater gibi.



Aile ve Akrabalar

Anne - Valide

Ana kelimesinin değişme uğramış hali. Ana kelimesi çocukların konuşmalarını taklit ederek oluşan “na-na” ikileminin yansımasıyla, ilk olarak Uygurca’da kullanlan ve sonra Türkçe'ye giren bir sözcük. 

Valide ise, Arapça "walida" kelimesinden geliyor. Wld kökü Arapça'da doğum demek, walida doğuran, walad (velet) ise doğurulan, doğmuş anlamına geliyor.

Aile ve Akrabalar

26 Nisan 2014 Cumartesi

Nohut - Leblebi

Nohut kelimesi, Farsça aynı sebzeye verilen nuxud isminden geliyor.


Kavrulmuş nohut veya bezelye çekirdeğinden elde edilen Leblebi ise, Arapça mor bir bezelye türüne verilen “lablab” kelimesinden geliyor.  Lablab, ağıza atma sesini yansıtan bir yansıma kelime olabilir.

Semizotu - Pürpürüm

Semizotu Eski Türkçe, semri-ot kelimesinden türemiş. Semri (ya da semir) yağlı, şişman anlamına geliyor, bu otun faydalarından ötürü bu isim verilmiş olabilir. 

Bu Orta Anadolu’da Pürpürüm de deniyor.  Bitkinin üstüste binmiş yapraklarından ötürü görüntüsel bir yansıma olabilir.

Baykuş

Eski Türkçe’de de baykuş. İlk kullanımı olan Mavıkkuş kelimesinden geldiği, Mavık kelimesinin se kuşun çıkardığı sesten yansıdığı düşünüşüyor. 

İngilizce’deki karşılığı olan “Owl” ve Almanca’daki karşılığı olan “Uhu” kelimeleri bu hayvanın çıkardığı sesin yansımasıyla oluşmuş.  Bir çok dilde de bu yansıma görülmekte. 



Baykuş ve özellikle ötüşü bir çok kültürde uğursuz kabul edilir. Aslında baykuşun ötüşünün bu şekilde değerlendirilmesi onun olağanüstü fiziksel yeteneklerinden dolayıdır. Tarihte çoğu zaman şeytanın ve ölümün habercisi olarak görülmüştür.

Tarihte baykuşu uğurlu ve kötü ruhlara karşı bir korunma sembolü olarak gören kültürler de olmuştur ama nedense günümüze bu mükemmel kuş hakkındaki olumsuz inanışlar daha fazla ulaşmıştır. Günümüzde bile hala baykuşun üç kez arka arkaya ötüşünün, bir evin çatısına konmasının veya çevresinde üç kez dolanarak uçmasının o evdekilere uğursuzluk, hatta ölüm getireceğine inananlar vardır.

Baykuşun insanları olumsuz yönde etkileyen üç özelliği vardır: Geceleri dolaşması, son derece sessiz uçması ve insan çığlığını andıran ötüşü, insanlar her zaman geceden ve karanlıktan korkmuşlardır. Diğer birçok canlı türüne göre insanların gece görüş yetenekleri sınırlıdır. Gece yaşayan canlılar ve duydukları sesler onlardaki bilinmeyene karşı olan korkuyu daha da arttırır. Baykuşların kanatlarındaki telekler kadife gibi yumuşacık tüylerle kaplı olduğundan uçarken kartal, atmaca gibi sesler çıkartmazlar. Canlılar ancak çok yakınlarına geldiğinde onun farkına varırlar. Bu da her an, her yerde ortaya çıkabilecekmiş duygusuyla insanlarda huzursuzluk yaratır.

Baykuşlarla ilgili uğursuzluk inanışlarında her zaman şeytan ve ölüm vardır. Babilliler gecenin sessizliğinde çığlık atar gibi öten baykuşun sesinin, çocuğunu doğururken ölen bir annenin çığlıklarını yansıttığına inanıyorlardı. Eski Mısırlılar'da da baykuş ölüm kuşu olarak nitelendiriliyordu. Tarihi kalıntılardaki hiyeroglif kabartmalarda baykuş hep karanlığı, sessizliği ve ölümü temsil eden bir sembol olarak görülür.

Eski Yunanlılar'da ise tam tersine baykuş gecelerin, savaşın, akıllılığın ve sanatın Tanrısı Athena'nın sembolü olarak kabul edildi. Yunanlılar baykuşların onları koruduklarına, gece görüş özelliklerinin Tanrılar tarafından verilmiş olduğuna inanıyorlardı. Bu nedenle tapınaklarının her tarafında bol miktarda baykuş yaşıyordu. İnanışlarına göre savaşa hazırlanan bir ordunun üstünden uçan baykuş gelecek zaferin habercisiydi.

Yunanlılar baykuşun bilge bakışlarından o kadar etkilendiler ki MÖ altıncı yüzyılın sonundan birinci yüzyıla kadar Atina'da bastırılan paraların arka yüzünde baykuş amblemi yer aldı.

Yüzyıllar sonra Avrupa, Asya ve Afrika'nın birçok bölgelerine yayılmış olan Romalılar baykuş hakkında Babilliler ve Mısırlılar zamanında kalan görüşleri benimsediler ve kuşu bir uğursuzluk sembolü olarak kabul ettiler. Hatta daha da ileri giderek uğursuzluğu savuşturmak için yakaladıkları baykuşları yakmaya, küllerini nehirlere savurmaya başladılar.

Romalılara göre baykuş ölüler diyarından geliyordu ve yakın bir ölümün habercisiydi. Sezar öldürülmeden az önce de baykuşların haykırışları duyulmuştu. Romalılar Avrupa'nın orta kesimlerine yayıldıkça kendi düşünce ve kültürlerini de beraberlerinde taşıdılar. Aslında taşıdıkları daha önce etkilenip benimsedikleri Babil ve Mısır kültürlerinin kalıntılarıydı.

Baykuş’un peygamberlerden Hz. Süleyman ile de bir hikayesi var:

“ Süleyman aleyhisselam bütün hayvanlarla konuşurdu. Bu onun mucizelerinden biriydi. Gökte tahtı ile gezerdi. Bir gün baykuş Süleyman aleyhisselama selam verdi. Süleyman aleyhisselam selamını alıp ona sordu ki:
 - Niçin buğday yemezsin?
- Adem aleyhisselam onun yüzünden Cennetten çıktığı için. 
- Niçin su içmezsin? 
- Nuh aleyhisselamın kavmi suda boğulduğu için. 
- Niçin hep harabelerde bulunursun? 
- Harabeler Allahü tealanın mirasıdır. 
- Niçin evlerde ötersin? 
- İnsanları ikaz için. Önlerinde şiddetli tehlikeler varken nasıl gafletle uyurlar. Böylesine yazıklar olsun! 
- Gündüzleri niçin çıkmazsın? 
- İnsanlar bana zarar verebilirler. 
- Öterken ne dersin? 
- Tesbih okur bir de "Ey gafiller, çıkacağınız uzun sefer için azık hazırlayın!" derim.
- Ey baykuş, insanlar seni uğursuz sayarlar. Halbuki senin kadar insana merhamet eden ve nasihatte bulunan yokmuş.”


Geç yatıp geç kalkma özelliğine de, Baykuşlar da aynı şekilde uyudukları için, Baykuş uykusu deniyormuş.

Kuşlar

Leylek

Arapça aynı kuşa verilen “laklak” isminden geliyor. Bu kelime de bu kuşun çıkardığı “lak lak” seslerinden yansıyarak oluşmuş.

Bebeği leyleklerin getirdiği hikayesinin kökeni İskandinavya'ya kadar uzanıyor.

Göçmen kuşlardan olan leylek, yaşam tarzı ile insanların daima ilgisini çekmiş. Kuşlara göre uzun sayılabilecek yetmiş yıllık ömürlerinde, her sene aynı yuvaya dönmeleri, insanlara yakın olarak evlerin bacalarında yuva yapmaları, tek eşli yaşamları, yavrularını yuvada uzun süre itinayla beslemeleri, genç yetişkin leyleklerin ailenin dermansız yaşlı bireyleri ile ilgilenmeleri, onlara yiyecek temin etmeleri ve korumaları insanlarda saygı uyandırmış.

Antik Roma devirlerinde insanlar, leyleklerin düşünceli, özverili yaşam tarzlarından o kadar etkilenmişlerdir ki küçüklerin yaşlı büyüklerini gözetmeleri konusunda çıkarılan yasalara 'leyleklerin yasası' adı verilmiş. Benzer şekilde eski Yunan'da da 'stork' (leylek) ismi 'storge' olarak 'tabiattaki güçlü sevecenlik' anlamında bir deyim olarak kullanılmışt.

Sonuç olarak, Anadolu'da güneyden, Arabistan yönünden geldiği için 'hacı leylek' diye nitelendirilen, doğum yapılan evin bacasında oturan bu saygın kuş, yeni doğan bebeğin nasıl geldiğinin çocuklara en şirin şekilde açıklanabilmesi için anneler tarafından aracı olarak seçilmiş.

Kuzey Avrupa'da yüzyıllar boyunca popüler olan bu hikayenin Avrupa'nın diğer yörelerine ve dünyaya yayılması on dokuzuncu yüzyılda Danimarkalı ünlü masal yazan Hans Christian Andersen'in yazdığı masallar sayesinde gerçekleşmiş.

Leyleklerin ses telleri yeterince gelişmemiştir. Eşlerini çekmek için gagalarını tıkırdatarak, kanatlarını açıp kaparlar. Yani 'leyleğin ömrü laklakla geçer' ifadesindeki “Laklak” denilen sesler aslında sevgi sözcükleri.



Uzak ülkelerden göç eden leylek sürülerini gören insanların o sene çok gezecekleri düşünülür, leylekler gibi gezmek isteyen insanlar ayaklarını havaya kaldırıp leylekleri izlerler.

Kuşlar

28 Ocak 2014 Salı

Çatladıkapı

İstanbul surlarının Bizans döneminde Sidera adı verilen bu kapısı 1532'de gerçekleşen Büyük İstanbul Depreminde çatlayınca, bu kapı ve etrafındaki semt bu isimle anılmaya başlanıyor.

Çatlamak ise Eski Türkçe'de de kullanılan, çatlama sesinden (Çat!) türetilen bir yansıma sözcüğü.

Kapı sözcüğü de yine Türkçe, bitişmek anlamında kullanılan "kap" sözcüğünden türemiş.



2 Aralık 2013 Pazartesi

Beşiktaş

Barbaros Hayreddin Paşa'nın gemilerini bağlamak için bu kıyılara diktiği 5 adet taş sebebiyle semtin ve daha sonra da ilçenin bu ismi aldığı biliniyor. Beşiktaş'ın eski isimlerinden biri de Kune Petro yani "Beşik Taşı" Kıyılardaki gemilere beşiklik yaptığı için yıllardır bu ismin verildiği biliniyor.

Beşik kelimesi, Eski Türkçe'den geliyor. Uyutma/ninni sesi olan "pış pış" kelimesinden yansıyarak geldiği düşünülüyor.

İstanbul'un İlçeleri ve Semtleri

Beşiktaş'ın Semtleri

25 Kasım 2013 Pazartesi

Bebek

Semtin ismi, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethi sırasında bu bölgenin zaptı için görevlendirdiği Çavuş Bebek Çelebi’nin lakabından geliyor. Bebek Çelebi bu bölgede kendine bir köşk ve bahçe kurdurduğu için zamanla semtin adı Bebek olarak kalmış. Semtin tarihinin Hristiyanlık öncesi zamanlara dek uzandığı biliniyor. Eski isimleri ise Challae, Chilai, Khile olrak geçiyor, bu sözcükleri ise Yunanca’da “İskeleler” anlamına gelen Skallai sözcüğünün bozulmuş türevleri. 

Bebek kelimesi bütün dillerde evrensel olan, bebeklerin çıkardığı "Be-be" gibi ses ikilemelerinin yansımasıyla oluşmuş.


İstanbul'un İlçeleri ve Semtleri

Beşiktaş'ın Semtleri