Dilimize Fransızca’dan geçmiş
ama Fransızca’ya da Portekizce’den, Portekizce’ye de Güney Amerika’daki Aztek
dillerinden biri olan Guarani dilinden geçmiş. Kelimenin ilk hali “anana”
Meyveler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Meyveler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Mart 2014 Pazartesi
Ananas
Etiketler:
Ananas,
Aztek dili,
Guarani,
Meyveler,
Portekizce
Mango
Dilimize İngilizce’den,
İngilice’ye de Portekizce’deki mangga kelimesinden geçmiş, bu kelimenin kökeni
ise Malezya'da konuşulan dil olan Malayca’daki mankay kelimesi.
Avokado
İspanyolca’daki “avocado”
kelimesinden geliyor, o da Meksika’da konuşulan bir Aztek dili olan Nahuatl
dilindeki “ahuacat” kelimesinden geliyor.
Meyveye verilen bu isim aynı dilde aynı zamanda testis demek, çünkü meyve testislere benzetilmiş.
Fıstık
Arapça’daki Fıstûk kelimesinden
gelmiş. Yunanca’daki pistakion da Farsça’daki Pistak kelimesinden gelmiş ve bir
çok Avrupa dili de Yunanca’daki kelimeyi baz almış.
Badem
Meyveler
Limon
Meyveler
Nâr
Eski çağlarda Arap ülkelerinde Libya ya da Kartaca elması şeklinde isimlendirilen nar Roma İmparatorluğu döneminde Latince, çekirdekli elma anlamına gelen malus granatus adıyla biliniyordu. Daha sonralarıysa yine elma anlamına gelen pome kelimesini alarak pome granatus şeklini alıyor. Ortaçağ döneminde bu iki isimle anılan nar, İngilizce’ye pomegranate adıyla geçiyor. Günümüzde botanik biliminde Punica granatum olarak isimlendirilen narın cins ismi olan punica kelimesi de bir zamanlar Akdeniz’de egemen olan Finikelilerden (Phoenica) geliyor.
Dünyanı bilinen en eski tıbbi metini olan bu
papirüste yaklaşık 700 reçete bulunuyor. Bu reçetelerden barsak solucanlarıyla
ilgili bölümde narla ilgili bir reçete veriliyor. Yunan mitolojisine de
baktığımızda narı Hades’in bir efsanesinde görüyoruz. Efsaneye göre,
yeraltındaki ölüler ülkesinin tanrısı Hades, bereket tanrısı Demeter’in kızı
Persephon’u kaçırıyor. Mevsimlerin dönüşümünü, toprağın ve bitkisel doğanın
baharda canlanmasını, kışın ölmesini simgeleyen bu efsanede Hades, aşık
olduğu güzeller güzeli Persephon’u kaçırdıktan sonra onun bir daha yeryüzüne
çıkmasını engellemek için ona bir nar ikram ediyor. Buna göre Persephon ne
kadar nar tanesi yerse o kadar süre toprak altında kalması gerekiyor. Persefon
ikram edilen nar tanelerinden 4 tanesini yiyor ve böylece Persephon yılın 4
ayını toprak altında geçirmek zorunda kalıyor. Bereket tanrısının kızı olan
Persehpon 4 ay toprak altında kaldığı için, Demeter yılın dört ayında bereket
dağıtmayı durduruyor. Bu aylarda kış aylarına denk geliyor.
Semavi dinlerin tümünde nar meyvesi sahip olduğu yapısı
nedeniyle bereketi, bolluğu ve verimliliği simgeliyor. Yahudi inancında büyük
bir önemi olan nar, bir zamanlar yeryüzünün en görkemli yapılarından biri
olarak kabul edilen Kral Süleyman Tapınağı’nın sütunlarını süslüyordu. Yine bu
dine mensup en yüksek din görevlileri de üzerlerine nar motifleriyle bezenmiş
elbiseler giyiyorlar. Yahudi inancında narın kutsal kabul edilmesindeki
nedenlerden bir tanesinde Tevrat’da yer alan 613 emre karşılık narda da 613
tohum bulunması. Ancak bugünkü narlarda şimdiye kadar yapılan genetik
çalışmalar nedeniyle her zaman 613 tohum bulunmuyor.
Hıristiyanlık’ta da kutsal olarak kabul edilen nar bir çok
freskte görülebiliyor. Kilise resimlerinde ellerinde çatlamış bir nar tutan
Meryem ana ve İsa Peygamber tasviri, yaşamda çekilen onlarca acıyı ve yeniden
doğuşu sembolize ediyor.
İslam'da Nar:
İslam'da nar'ın cennetteki ağaçlardan biri
olduğuna inanılır. Anadolu'da yeni evli çiftlere bol çocukları olsun diye nar
yedirilir, bereketli evleri olsun diye düğünde gelinin başından aşağı nar
taneleri saçılır. İlkbahar temizliğinde de evin ortasına bir nar atılıp
parçalandıktan sonra ev temizlenir ve nar taneleri ne kadar dağılmışsa o
senenin o kadar bereketli geçeceği düşünülür. Ayrıca nar yiyen insanların kin, nefret ve
düşmanlık gibi kötülüklerden uzak olacağı bildiriliyor.
![]() |
| Granada'nın simgesi olan Nar |
Vladimir Bartol'un Fedailerin Kalesi: Alamut kitabından Ferhad ile Şirin'in bir hikayesi:
"O kadar güzeldi
ki, bahçelerde ve çayırlarda dolaşmaya çıktığı zaman, çiçekler utançlarından ve
kıskançlıklarından başlarını öne eğiyorlardı. Bir süre sonra eski İran’ın en
kudretli hükümdarı olan Şah Hüsrev Perviz ile evlenip onun karısı olduğu zaman,
bir kâfir kızının kraliçe olmasını hazmedemeyen halk, ona karşı ayaklandı.
Fakat şah onu o kadar çok seviyordu ki en amansız rakiplerini bile, Şirin’in
çok iyi bir kraliçe olacağı konusunda ikna etmeyi başardı. Çünkü Hüsrev Perviz
sadece çok iyi bir şah olmakla kalmayıp, aynı zamanda çok bilge bir hükümdardı.
Kendisi dünyadaki güzelliklerin gelip geçiciliklerinin gayet iyi farkındaydı.
Karısının büyüleyici çehresini ve ışık saçan vücudunu ebediyen muhafaza etmek
istediği için, zamanın en büyük heykeltıraşı olan Ferhad’ı çağırtarak, ona
karısının olağanüstü güzelliğini mermere nakşetme görevini verdi. Günler
boyunca kraliçenin ilahi güzelliği ile baş başa kalan genç heykeltıraş, sonunda
ona aşık oldu. Fakat bu aşkın sonunun mutlu olmayacağı, daha en başından belli
olmuştu. Nerede bulunursa bulunsun, ne yaparsa yapsın, ister uykuda ister
uyanık her yerde ve her zaman, kraliçenin ilahi güzelliğini karşısında
görüyordu. Duygularını gizlemek istediyse de, buna uzun süre muvaffak olamadı.
Yarattığı heykel, modeline giderek daha çok benzedikçe, her şey onun aşkını
açığa vuruyordu. Çalışma aşkı, bakışları, sesi, göğsünde kopan fırtınanın
uğultusu… Şah bile günün birinde bunun farkına vardı. Kıskançlıktan çıldırmış
bir şekilde kılıcını çekerek Ferhad’ın üzerine atladı, ama şirin o anda
ikisinin arasına girerek, vücudunu genç heykeltıraşa
siper etti. Yarattığı eserin mükemmelliğinden çok etkilenen Hüsrev
heykeltıraşın canını bağışladı fakat onu ebediyen
ıssız Bisütün dağlarında sürgün olarak yaşamaya mahkûm etti. Ferhad umutsuz
aşkının verdiği ıstırap neticesinde meczup oldu. Acıdan çıldırmış bir halde
çekiç ve keskisine saldırarak, dağlardan birine Şirin’in dev bir heykelini işlemeye
başladı.
| Elinde baltasıyla Şirin'in ölüm haberini alan Ferhad |
Nar Çiçeği'ne dair bir Hint efsanesi;
![]() |
| Kendi rengine de isim veren Nar Çiçeği |
Kayısı - Zerdali
Arapça’da aynı meyveye verilen
“kaysi” kelimesinden geliyor. Bu meyve zerdalinin daha irisi olduğu için,
“kıyas” ile aynı kökten olan ve daha anlamına gelen “kays” ile ilişkili olduğu
düşünülüyor.
Zerdali ise Farsça’da sarı erik anlamına
gelen Zardalu kelimesinden geliyor.
Şeftali
Farsça’daki şaftâlu
kelimesinden geliyor. Şaftalu Farsça Şaft + alu yani “kalın erik” demek.
Şeftalu kelimesinin Farsça’da öpücük anlamında da kullanıldığı biliniyor.
Meyveler
Meyveler
Kavun
Meyveler
Karpuz
Farsça
ve Kürtçe’deki xarbuze kelimesinden
geliyor. Farsça’daki anlamı ise Xar + Bûze yani eşek hıyarı. Eşeklerin karpuzu
çok sevmesinden kaynaklanıyor olabilir.
Lokman
Hekim'in karpuzlu bir efsanesi var:
Lokman
Hekim, peygamberlik mertebesine erişmiş, bütün dertlerin dermanını bilen bir
hekimmiş. Herhangi bir hastalığın dermanını bilir, başını alır kırlara, dağlara
çıkar dolaşırmış. O, dolaşırken, her ot, her çiçek, her nebat ona hangi derdin
dermanı olduğunu söylermiş. O da buna göre, her hastalığın dermanını bulurmuş.
Günün birinde Lokman Hekim ölümsüzlüğün de dermanını bulma sevdasına kapılmış,
kırları dolaşa dolaşa, dağları aşa aşa, diyar diyar gezerek yolu Diyarbakır’a
varmış. Urum (Urfa) Kapısı’ndan içeri girmiş, zerzevatçılar (sebzeciler)
meydanına gelmiş. Orada gözü yığın yığın patlıcanlara deyince “ Hayret “ demiş.
Bu patlıcanları yiyen halk, nasıl oluyor da hasta olmuyor? “ Biraz daha
yürümüş, dağlar kimi (gibi) üst üste yığılı koca koca karpuzları görünce “ Ha”
demiş. “Yemekten sonra bu karpuzdan bol bol yiyorlar, sebebi bu” diyerek,
karpuzun birçok derde deva olduğuna kanaat getirmiş.
Meyveler
Mandalina
Fransızca’da bu meyveye verlen
“Mandarin” kelimesinden geliyor, diğer bütün dillerde de benzer bir kelime
kullanılıyor, çünkü mandalina Çin kökenli bir turunçgil ve Mandarin Çin’deki
yönetici sınıfın ve Çince’de bir lehçenin adı.
Çilek
Eski Türkçe’de meyvenin etli ve
sulu kısmına çige denirmiş, bu kelime de nemli, ıslak anlamına gelen “çiğ”
kelimesinden geliyor. Çige kelimesi önce çigelek sonra çilek olarak bugünki kullanımına ulaşmış.
Dut - Ahududu - Frambuaz - Böğürtlen
Ahududu ise ahu dutu, yani
ceylanların yediği dut.
Frambuaz ise ahududu meyvesinin Fransızca’sı olan
Framboise kelimesinden geliyor.
Böğürtlen ise Eski Türkçe’den beri aynı
meyveyi isimlendirmek için kullanılıyor.
Vişne
Meyveler
Zeytin
![]() |
| Zeytin Ağacı önünde resmedilen Yunan Tanrıçası Athena |
Yunan
Mitolojisi'nde Zeytin:
Eski Yunan'da tanrıların başı Zeus, insanlığa en değerli
armağanı veren tanrı ya da tanrıçanın yeni kurulan şehrin hükümdarı olacağını
ilan eder. Bunun üzerine deniz tanrısı Poseidon barış ile bilgelik tanrıçası
Athena mücadeleye girişirler. Poseidon, üç dişli çatalını bir kayaya saplar ve
insanları uzak yerlere götürecek,savaşlar kazanacak olan "atı"
yaratır. Athena ise mızrağını yere saplayarak bir "zeytin ağacına"
dönüştürür. Şehir halkı bu zeytin ağacının büyük bir zenginlik ve bereketin
kaynağı olduğuna karar verir ve Athena' nın onuruna şehre "Atina" adı verilir. Bugün bile
efsanenin olduğu kabul edilen yerde bir zeytin ağacı durur. Bütün zeytin
ağaçlarının Athena' nın yarattığı bu zeytin ağacından çoğaldığı söylenir.
İlk ceviz ağacının Santorini adasında yetiştiği varsayılıyor.
antik Yunan'da olimpiyatlarda başarı gösteren sporcuların başlarına
zeytin dalı geçirildiği biliniyor.
İslam'da zeytin
Cennette iki tane ağaç olduğuna inanılır. Bir tanesi incir
ağacıdır gerçeği temsil eder, diğeri ise hayatı temsil eden zeytin ağacıdır.
İslamiyette zeytin dünyanın ekseni, zeytin dalı ise Hz. Peygamber'in sembolü
olarak kabul ediliyor. Kutsal, çünkü tanesinden elde edilen zeytinyağı, nur
misali ışık kaynağını, Hristiyan inanışına göre tufandan sonra biten ilk ağaç,
zeytin ağacıdır. Tanelerinden elde edilen kutsal yağ öyle değerli ki, Yahudi
krallar gibi Hristiyan rahiplerin de onunla kutsandığı biliniyor. Efsanelere
göre Roma imparatorluğu'nda zeytin hayatın anlamıdır.
Hristiyanlık'ta Zeytin
Hz. Davud,
Abşalom'dan kaçarken Kudüs'ün doğusundaki Zeytinlik Dağı'nın yamaçlarına
tırmanmıştır. Hz. İsa'nin son nefesini verdiği Gethsemani Bahçesi, bu dağın
eşiğinde, çarmığa gerildiği haç bile zeytin ağacındandır.
Eski Ahit'e göre zeytin, refahın ve bolluğun sembolüdür. Ve yalnız Eski Ahit değil, tüm kutsal kitaplarda zeytin ağacı; kutsallığın, bolluğun, adaletin, sağlığın, gururun, zaferin, refahın, bilgeliğin, aklın, arınmanın ve yeniden doğuşun, kısaca insanlık için en önemli erdem ve değerlerin sembolüdür.
Nuh Tufanı'nda Zeytin
Eski Ahit'te yer alan efsanelerden biri, Hazret-i Nuh ve tufandan
bahseder. Yarattığı ademoğlunun yeryüzüne kötülük tohumları saçtığını gören
Tanrı, onu bir tufanla cezalandırmaya karar verir. Ve Hazret-i Nuh'a bir gemi
yapmasını, bu gemiye her temiz hayvandan erkek ve dişi yedişer, her temiz
olmayan hayvandan erkek ve dişi ikişer ve kuşlardan da erkek ve dişi yedişer
tane almasını söyler. Ardından büyük tufan başlar, Hazret-i Nuh ve gemisindeki
canlılar hariç, yeryüzü üzerinde yaşayan her şey silinir. Tufan durulduğu zaman
Hazret-i Nuh, suların çekilip çekilmediğini anlamak için geminin penceresinden
bir güvercin salar. Sular çekilmediği için güvercin gemiye döner. Hz. Nuh, yedi
gün sonra güvercini tekrar salar. Güvercin bu sefer, ağzında yeni koparılmış
zeytin yaprağıyla gelir. O zaman Nuh, suların yeryüzünden çekildiğini anlar.
Ağzında zeytin yaprağı tutan güvercin, o günden bu güne, ümidin ve barışın
simgesi olur. Tufanın yok edici gücüne karşı direnen zeytin ağacı ise
ölümsüzlüğün.
Mısır'da
Zeytin
Eski Mısırlılar zeytini ve bu kutsal meyvenin nasıl işleneceğini
kendilerine tanrıça İsis'in öğrettiğine inanırlardı. İsis'in Nil'in suladığı
bereketli Mısır topraklarının tanrıçası olması, bu inancın temelini
oluşturuyordu. Eski Mısır'da zeytin, tanrısal erdemlere eşlik ederdi. Firavun
Tutankamon'un başındaki zeytin yapraklarıyla örülü taç, adaletin taçıydı. Güneş Tanrısı Râ'ya, aydınlanmanın simgesi zeytin dallarını sunan
III. Ramses (Milattan Önce 1198-1166), bundan duyduğu övüncü şu sözlerle dile
getirmişti: "Senin şehrin Heliopolis'i zeytin ağaçlarıyla süsledim. O
zeytin ağaçları ki, meyvelerinden halis zeytinyağı elde edilir. Bu zeytinyağı,
senin tapınağını aydınlatan kandilleri besleyen yağdır."
Etiketler:
Aramca,
Arapça,
Kahvaltılıklar,
Meyveler,
Yunan Mitolojisi,
Zeytin
16 Mart 2014 Pazar
Fındık
Eski Yunanca’da fındığa pontikón kárion denirmiş, yani Pontus Cevizi, yani
“Karadeniz cevizi.”
Ceviz
Arapça’da aynı anlama
gelen cawz kelimesinden geliyor.
Anadolu'da Ceviz Ağacı'nın altına oturmamak gerektiğine dair bir inanış vardır. Bunun sebeplerinden biri iri gövdesi, kocaman yaprakları ve serin gölgesiyle yazın bile insanı üşütebileceği düşünülmesinden. diğer sebebi ise daha bilimsel bir yaklaşım; Ceviz ağaçları diğer ağaçlardan farklı olarak sülfür gazı salgılıyor ve etrafına hissedilmeyecek şekilde sülfür gazı yayıyor, sülfür gazının insanlara olan etkisi ise mayışmak, srsemlemek ve bir süre sonra mışıl mışıl uyumak ama daha tehlikeli bir yan etkisi bilinmiyor.
Ceviz Ağacı'na değinmişken Nazım Hikmet'in Ceviz ağacı şiirine değinmemek olmaz. Aslında çoğumuz Cem Karaca'nın şarkısı sebebiyle biliyoruz bu şiiri. Şiirin hikayesi ise şöyle; Nazım Hikmet Piraye ile gülhane Parkı'ndaki ceviaz ağacının altına buluşmak için sözleşiyor, o dönemler polisin arananlar listesinde ve polis de Gülhane Parkı'nda devriye dolaşmaya başlıyor. Nazım Hikmet altında beklediği ceviz ağacına çıkıp polisin gitmesini beklerken Piraye de gelip beklemeye başlıyor ancak polis uzaklaşmadığı için Nazım ne inebiliyor ne de Piraye'ye seslenebiliyor ve hikayeye göre ağacın üstündeyken bu şiiri yazıyor;
Meyveler
Anadolu'da Ceviz Ağacı'nın altına oturmamak gerektiğine dair bir inanış vardır. Bunun sebeplerinden biri iri gövdesi, kocaman yaprakları ve serin gölgesiyle yazın bile insanı üşütebileceği düşünülmesinden. diğer sebebi ise daha bilimsel bir yaklaşım; Ceviz ağaçları diğer ağaçlardan farklı olarak sülfür gazı salgılıyor ve etrafına hissedilmeyecek şekilde sülfür gazı yayıyor, sülfür gazının insanlara olan etkisi ise mayışmak, srsemlemek ve bir süre sonra mışıl mışıl uyumak ama daha tehlikeli bir yan etkisi bilinmiyor.
Ceviz Ağacı'na değinmişken Nazım Hikmet'in Ceviz ağacı şiirine değinmemek olmaz. Aslında çoğumuz Cem Karaca'nın şarkısı sebebiyle biliyoruz bu şiiri. Şiirin hikayesi ise şöyle; Nazım Hikmet Piraye ile gülhane Parkı'ndaki ceviaz ağacının altına buluşmak için sözleşiyor, o dönemler polisin arananlar listesinde ve polis de Gülhane Parkı'nda devriye dolaşmaya başlıyor. Nazım Hikmet altında beklediği ceviz ağacına çıkıp polisin gitmesini beklerken Piraye de gelip beklemeye başlıyor ancak polis uzaklaşmadığı için Nazım ne inebiliyor ne de Piraye'ye seslenebiliyor ve hikayeye göre ağacın üstündeyken bu şiiri yazıyor;
Başım köpük köpük bulut içim dışım deniz
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Budak budak serham serham ihtiyar bir ceviz
Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Budak budak serham serham ihtiyar bir ceviz
Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril
Koparıver gözlerinin gülüm yaşını sil
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril
Koparıver gözlerinin gülüm yaşını sil
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var
Yüz bin elle dokunurum sana İstanbul’a
Yapraklarım gözlerimdir şaşarak bakarım
Yüz bin gözle seyrederim seni İstanbul’u
Yüz bin yürek gibi çarpar çarpar yapraklarım
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Yüz bin elle dokunurum sana İstanbul’a
Yapraklarım gözlerimdir şaşarak bakarım
Yüz bin gözle seyrederim seni İstanbul’u
Yüz bin yürek gibi çarpar çarpar yapraklarım
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Meyveler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















